Kategorilendirilmemiş

Vazgeçme

No comments

Neyi anlatıyor onlar…
Sürekli durmadan…
Kalbimde yankı bulan hangisi?
Bazen sabırla bazen kırgınlıka bazen de kızgınlıkla.
Bekliyorum beklentisizce…
Neyin yankısı…
Evet varsa yoksa yankı…
Ben’nin yankısı…
Madem bu kadar yakında…
Bu kadar içimde,
Vazgeçmiyorum ben de!
Ben’deyim Yol’dayım…

Bengül Arıkan

adminVazgeçme
read more

Veda

No comments

Veda
Bazen veda etmek için en başa dönmek gerekirmiş.
Veda ettiğimizi hem de defalarca veda ettiğimizi sanırmışız da edemezmişiz. Sonra bir anda bunu fark edermişiz. Veda ettiğimizi söylermişiz, bir sürü de gerekçe anlatırmışız, herkesi ikna edermişiz de yüreğimiz derinden bilirmiş…
Öfke, kırgınlık, hayal kırıklıkları dururken veda edilemezmiş.
Gerçek veda sadece sevgi ve şefkatle yolcu ederek olurmuş. Yoksa hep bir yerlerde bir parça kalırmış.
Veda etmek için en başa dönmek gerekirmiş. Başladığı yere ya da en canlı olduğu yere…
Ben olma yolunda neler kattığını fark etmek gerekirmiş, teşekkür etmek, hayalinde bile olsa sıkıca sarılıp sevgiyle, minnetle “yolun açık olsun, iyi ki seni yaşamışım, yoksa ben bu ben olamazdım” diyerek yolcu etmek gerekirmiş.
Veda etmek istediğimiz neyse ona, birine, bir duyguya, bir olaya ya da bir alışkanlığa… işte ancak o zaman gerçekten veda edip yolumuza devam edebilirmişiz.
Yüreğimizin derinlerinde biliyormuşuz aslında, gözlerimizi kapasak da. Zamanının gelmesini bekliyormuşuz. Veda etmek için en başa ya da en canlı olduğu yere dönmek gerekirmiş bazen…

Zeynep Ocak

adminVeda
read more

Döngü

No comments

Kendime dönme zamanı,
Hiç telaş etmeden
Sabırla…
Sakince bırakmalı kendimi kalbime.
Sırtımdaki yükü bırakmalı,
üstesinden gelmemeli artık.
Kolay mı?
Zor dememeli.
Ben O Ben’im
İşte bu hatırlamam gereken.
Perde kalkar,kalp bilinir.
Burdayım ben,
Yaşıyorum beni,seni,bizi…
Gel,
Aş,
Sev…

Bengül Arıkan

adminDöngü
read more

Yavaşla

No comments

Dur! Koşma artık…
Dur, bir etrafına bak, nefes al, sesleri dinle, fark et neredesin, neler görüyorsun, duyuyorsun daha da önemlisi ne hissediyorsun.
Evet, biliyorum yaşamın binlerce koşturmacası var. Yapacak çok şey var, yetişmesi gereken işler var, evde yapılacaklar, çocuklar için yapılması gerekenler, ödenecek faturalar, okunması gereken kitaplar, söylenmesi gereken sözler, hissedilmesi gereken duygular…
Lütfen, bir an dur ve bak sen bütün bunların neresindesin?
Yavaşla, biraz yavaşla… ruhun sana yetişmeye çalışıyor bekle…
Yavaşla, biraz yavaşla… fark et, rüzgarı hisset, kuşları dinle, güneşin batışını ya da doğuşunu izle. Yaşam akıp gidiyor ve sen ne kadarını fark ediyorsun?
Zihnini biraz yavaşlat, mümkün olduğunca yaptığın şeyin farkına var ve tadını çıkar. Elma mı yiyorsun, tüm benliğin ile ye. Isırdığını, çiğnediğini, tadını hisset dolu dolu…
Yavaşla, biraz yavaşla… bir yere yetişmen gerekmiyor. Hiç bir şey yapman gerekmiyor. Sadece bu anda olman yeterli.
Dün olanlara üzülmeyi, yarın olabilecekler için endişelenmeyi bırak. Tek gerçek olan bugünü hatta şu anı doya doya yaşa…
Derin bir nefes al, nefesinin tüm hücrelerine ulaştığını fark et.
Yavaşla, biraz yavaşla…
Her şeyin ne kadar da mükemmel işlediğini gör. Güzellikleri içine çek bir nefeste. Yağmuru teninde hisset, rüzgarı saçlarında…
Toprağın kokusunu duy. Yaşadığının farkına var.
Yavaşla biraz yavaşla…
Zeynep Ocak

adminYavaşla
read more

Yolun açık olsun

No comments

Herşeyi inceden hisseden bir kalp…
Kalbin derinliklerinde bir çift göz…
Gözlerin içinde benek…
Benekte renk…
Renkte sen…
Renkte ben…
Biz varız herşeyde…
Gittiğin yerde,
Kaldığın evde,
Kalbimin derinliklerinde,
Heryerde…
Yolun açık olsun…

Bengül Arıkan

adminYolun açık olsun
read more

MIŞ GİBİ

No comments

MIŞ GİBİ

Yaşamımızda ne çok MIŞ gibi var…

İyiyMİŞ gibi, mutluyMUŞ gibi yaşayıp duruyoruz. Her şey yolundayMIŞ gibi…

Her şeyi biliyorMUŞ gibi, yalnız değilMİŞ gibi ya da yalnızMış gibi…

Çoğu zaman gerçekle yüzleşmek istemediğimizde MIŞ gibi davranıyoruz, belki cesaretimiz yok belki de böylesi daha kolay geliyor…

AnlıyorMUŞ gibi , seviyorMUŞ gibi ,hiç sevmeMiş gibi, çalışıyorMUŞ gibi, özlemeMİŞ gibi, duymaMIŞgibi, çocuğumuzla oynuyorMuş gibi, karşımızdakini dinliyorMuş gibi uzayıp gidiyor… Çoğu zaman farkında bile olmadan yapıyoruz bunu.

Niyetimiz bu değil ama öyle alışmışız ki MIŞ gibi yapmaya devam ediyoruz. Bazen niyetimiz birini korumak, kırılmasını engellemek, sevdiğimizi ifade etmek… Oysa ki farkına varmıyoruz MIŞ  gibi yaptığımızda tam da niyetimizin tersi ortaya çıkıyor. Karşımızdaki hemen anlıyor sahici olmadığımızı. Bazen o da anlamaMIŞ gibi yapıyor bu oyun öylece sürüp gidiyor.

Sahici olmaktan nedense korkuyoruz, kaçınıyoruz. Buluyoruz bir maske, geçiriveriyoruz yüzümüze ve başlıyoruz MIŞ gibi yapmaya. İşleri kolaylaştırmayı isterken sarpa sarmasına neden oluyoruz.

Sevdiklerimizle yaşadığımız sorunlarda hiçbir şey yokMUŞ gibi davranıyoruz, kapatıyoruz tüm iletişim kanallarını, birikip duruyor kırgınlıklar kızgınlıklar; bir de bakıyoruz ki MIŞ gibi yapa yapa kocaman bir sorun yumağına sahip olmuşuz üstelik de nereden başladığını hatırlamıyoruz bile…

MIŞ gibi yaşayıp gidiyoruz.

Oysa ki sahici olsak, kendimize ve çevremizdeki herkese karşı, olduğumuz gibi, içimizden nasıl geliyorsa öyle… Her şey daha kolay olmaz mı? Kızgınsak kızgın, üzgünsek üzgün, mutluysak mutlu olduğumuzun farkına varsak ve bunu ifade etsek. Ne hissediyorsak, en sahici, en gerçek, en doğal haliyle hissetsek tüm hücrelerimize kadar hissetsek ve yansıtsak yaşam daha güzel olmaz mı?

Tabii ki kolay değil maskelerden, MIŞ gibilerden kurtulmak. Kendi sahici halimizi hatırlamak zaman, emek ve yürek isteyen bir uğraş. Bunun için çalışmak, farkına varmak ve daha çok çalışmak gerekiyor. Belki her MIŞ gibi yaptığımızda kendimizi yakalayıp maskeyi çıkarmamız gerekiyor. Kendimize, içimize sorular sormamız ve sahici yanıtları aramamız gerekiyor. Zor ve bazen acıtıcı bir yolculuk. Tüm bunları yapabildiğimizde, yaşamımızdaki her şey değişip dönüşmeye başlıyor. Daha gerçek, daha dolu hale geliyor.

Maskesiz, olduğu gibi sahici bir yaşam için zaman ve emek harcamaya, yürek koymaya değmez mi?

Zeynep Ocak

adminMIŞ GİBİ
read more

Mutluluğun Resmi

No comments

Mutluluk neden istemez aslında.
Mutlu mu olmak istiyorsun?
Yaşar yaşar öğrenirsin onu.
Mutluluğa engel gördüğün her bir nedeni tek tek yaşarsın.
Doldurursun kendini,doldukça dolar taşarsın.Engel kendini eritir yok olur gider.
Geriye sen kalırsın.
Saf, nedensiz ve mutlu.
Bu defa kendini yaşamaya başlarsın…
Kendini görürsün.
Kendini öğrenirsin,kendine geçersin.
Mutluluğun yanıtını alırsın.
İşte şimdi bunun tam zamanı.
Hayatın içine karışmalı,yapabilmeye başlamalı.
Şimdi uyanma zaman…
Mutlu olma zamanı.

Bengül Arıkan

adminMutluluğun Resmi
read more

Yaşam baktığımız penceredir

No comments

Yaşam baktığımız penceredir aslında
Nereden bakıyorsak ona göre değişir gördüklerimiz…
Temiz bir pencereden bakıyorsak gördüğümüz dünya temizdir.
İçimizde ne varsa dışarıda da onu görürüz.
Bizim penceremizde sevgi varsa mesela, dışarıda birbirine sarılmış insanlar dikkatimizi çeker.
Bizim penceremizde karmaşa varsa dışarıda kaos vardır. Biz pencerenin içinde neye öncelik verirsek dışarıda gördüğümüz şey de o olur
Her yaşanan anın anlamı bizim baktığımız pencereye göre değişir.
Penceremizde mutluluk varken dışarıda gördüğümüz farklıdır, hüzün varken farklı…
Aynı şeye baktığımızda bile verdiğimiz tepki penceremize göre değişir, ve her şey ondan sonra şekillenir.
Penceremizin genişliği ya da darlığı bizim elimizdedir. Kendimize ve penceremize zaman ayırırsak, emek verirsek daha geniş bir penceremiz olabilir hatta belki penceremizi daha da yükseltebiliriz.
Daha geniş ve daha yüksek pencereden baktığımızda daha uzakları görürüz, görebildiğimiz ufuk genişler, daha çok şey görürüz
Muhteşem manzaranın tadını çıkarabiliriz.
Pencereyi genişletmeye zaman ve emek harcamazsak, dar pencereden muhteşem manzarayı kaçılabiliriz.
Kendi penceremizi genişletmek için neye mi ihtiyacımız var? Biraz içimize dönmeye, biraz kaybolmaya, biraz kendimizi öğrenmeye, çokça okumaya, yani biraz emek harcamaya…

Penceremizi değiştirdiğimiz de dünyamız da değişir…
Görmek istediğiniz manzaraya uygun pencereler açabilmeniz dileğiyle…
Zeynep Ocak

adminYaşam baktığımız penceredir
read more

Kaybolmak güzeldir…

No comments

Kaybolmak güzeldir…

Sevgilinin gözlerinde mesela, kaybolup gitmek,

Hissettiğimiz her şeyi o derinliğin içinde görmek, kaybolmak, bir olmak…

Zaman durur, sadece o an vardır, diğer her şey kaybolmuştur artık …

Ya da ilk kez gittiğimiz bir şehirde kaybolmak; yeni sokaklar, yeni insanlar, yeni hikayeler…

Kaybolduğumuz sokaklarda hedefimize ulaşmaya çalışırken yepyeni belki de haberdar bile olmadığımız süprizlerle karşılaşırız, zenginleşiriz, eğleniriz, coşkuyla başka yerlerde kaybolmak için fırsat kollarız…

Kaybolmak, yeni yollar bulmak için, yeni hazineler edinmek için, yeni mucizeler için fırsattır…

Mesela kitapların içinde kaybolmak; ne eşsiz bir deneyimdir, kahramanla birlikte yeni maceralara atılmak, tarihin sayfaları arasında gezinmek, belki  Platon’un mağrasını anlamak için onun sözleri arasında dolaşmak ya da uzayda bir kara deliği öğrenmek…

Her biri bize bir hazine bırakır.

Doğada kaybolmak, toprak kokusunu, ağaçların kokusunu içene çekmek, her sesi ayrı ayrı duymaya çalışmak, yeşili, maviyi,hatta sarı ve kırmızıyı o eşsiz tabloda görmek, hafifçe esen rüzgarı hissetmek belki yağmurda ıslanmak ve doğa ananın kucağında kaybolup huzur bulmak ne muhteşem bir duygudur…

Kaybolmak rutinden çıkmaktır. Otomatik pilottan çıkıp, attığımız her adımın farkında olarak ilerleriz, yeni bir çıkış arıyoruz ne de olsa…

Sanırım en önemlisi kendi içimizde kaybolmak; önce kendimize dönüp sonra orada kaybolmak paha biçilmez hazineler getirir.

Kendi içimizde kaybolduğumuzda kendimizi bulma yolunda kocaman bir adım atmış oluruz. Rutini bırakıp  aslında içimizde olup biten her şeyi gerçekten görmeye fark etmeye başlarız. Mucize de burada başlar zaten. Daha önce fark etmediğimiz ne cevherler çıkar karşımıza. Ne kadar eşsiz olduğumuzu görebiliriz.

Kaybolmak güzeldir, hep bir hediye getirir kaybolmayı göze alanlara…

Zeynep Ocak

adminKaybolmak güzeldir…
read more